Yeni tanıştığın biriyle sohbet ettin. Ortak bir konu buldunuz, birkaç kez güldünüz. Sonra eve dönerken tek bir anı büyütmeye başladın: gereğinden uzun anlattığın hikâye, cevap veremediğin soru, araya giren sessizlik. ‘Beni sıkıcı buldu’ cümlesi bir anda sonuç gibi göründü.

Bu sahne bir araştırma katılımcısının aktarımı değil, gündelik bir olasılığı anlatan örnek. Araştırmaların sorduğu soru daha dar: İnsanların sohbetten sonra ne kadar beğenildiklerine dair tahminleri, karşı tarafın bildirdiği beğeniyle ne kadar örtüşüyor?

İki taraftan da yanıt alınca

Boothby ve arkadaşları, 2018’de yayımlanan araştırmada sohbet eden kişilere hem karşılarındakini ne kadar beğendiklerini hem karşı tarafın kendilerini ne kadar beğendiğini düşündüklerini sordu. İncelenen etkileşimlerde insanlar ortalamada, karşı tarafın bildirdiğinden daha düşük bir beğeni tahmin etti. Araştırmacılar bu farka liking gap adını verdi; burada ‘beğenilme boşluğu’ diye adlandırıyoruz. [1]

Çalışmalar laboratuvar tanışmalarını, bir atölyeyi ve birbirini tanımaya başlayan üniversite öğrencilerini içeriyordu. Bu, tek bir beş dakikalık konuşmayla sınırlı bir inceleme değildi; yine de bütün toplumları temsil eden bir araştırma da değildi. [1]

Kendi iç sesimiz kimin görüşü?

Aynı araştırmada, kişinin kendi sohbet performansına yönelik eleştirel düşüncelerinin ve karşı taraftan gelen işaretleri değerlendirmesinin bu farkla ilişkisi incelendi. Bulgular, olumsuz iç değerlendirmeye fazla odaklanma açıklamasıyla uyumluydu. Bunu bütün kaygıların tek ve kesin nedeni olarak okuyamayız. [1]

Şu örneği düşün: Konuşurken bir cümleyi daha iyi kurabileceğini biliyorsun. Karşındaki kişi, zihninde hazırladığın daha iyi sürümü duymadı. Kendi yaptığın karşılaştırmayı onun da yaptığı varsayımı, elindeki gerçek bir geri bildirimden farklı.

Yalnızca iki kişi arasında mı?

Mastroianni ve arkadaşlarının 2021 tarihli makalesi, benzer farkı küçük grup sohbetlerinde ve birlikte proje yapan mühendislik ekiplerinde de inceledi. Bulgular bu ortamlarda da insanların ne kadar beğenildiklerini düşük tahmin edebildiğini gösterdi. İş hayatı örnekleminde bu tahminler, yardım isteme rahatlığı gibi ekip deneyimleriyle ilişkiliydi. Bu ilişki, tahmini değiştirmenin ekip performansını otomatik olarak artırdığını kanıtlamaz. [2]

Bir sonraki sohbet için üç soru

Aşağıdaki sorular Karga’nın bulgular üzerine geliştirdiği düşünme önerileri; araştırmalarda etkisi sınanmış bir müdahale listesi değil:

  1. Ne oldu, ben ne ekledim? ‘Bir süre sessizlik oldu’ gözlem olabilir. ‘Benden hoşlanmadı’ ise o sessizliğe verdiğin yorum.
  2. Hangi bilgi eksik? Tek bir bakış veya kısa bir cevap, başka birinin bütün değerlendirmesine erişim sağlamıyor. Elindeki açık geri bildirimle tahminini ayrı tut.
  3. Benim istediğim ne? Yeniden konuşmak istiyorsan, uygun bağlamda küçük ve karşılık verme alanı bırakan bir davet düşünebilirsin. Karşı tarafın yanıtını ve sınırlarını esas al.

Araştırmanın vermediği güvence

Bir gruptaki ortalama fark, belirli bir kişinin seni sevdiğinin kanıtı değil. Bulguları reddedilmeyi, açıkça söylenmiş bir sınırı veya gerçek bir olumsuz deneyimi yok saymak için kullanamayız. Türkiye’deki bütün ilişkilere aynı sonucu taşıyan bir genelleme de yapmıyoruz.

Okurken yanında tutabileceğin soru şu: Karşımdakinin fikrini mi biliyorum, yoksa kendi değerlendirmemi onun ağzından mı duyuyorum? Bir davranışın ne kadar fark edildiği sorusu için de spot ışığı etkisine bakabilirsin.