sanki beğendiği filmi izlerken zaman birikiyor.
“sıkıldım” gayet geçerli bir tepki. ama filmin neden kötü olduğunu açıklamıyor. sıkıntının başladığı sahneyi söyleyince konuşacak bir şey çıkıyor; iki saatimi geri ver deyince müşteri hizmetleri aranıyor.
şairin bir dize yazıp arkasından cevap anahtarı dağıtmamasını anlayabiliyorum. şiiri tek doğruya kilitleyince geriye şıklar kalıyor.
yine de “herkes istediğini anlar” kolaylığına sığınmak da ucuz. yorumun metinle bir akrabalığı olsun.
doğru. kitapta oyuncu da yoktu.
uyarlamadan sahne sahne kopya beklemek bana dar geliyor. asıl soru şu: değişiklik yeni bir şey kuruyor mu, yoksa kitabın sevilen tarafını çıkarıp yerine boşluk mu koyuyor? “farklı” tek başına övgü de suçlama da değil.
sonunu bildiğinde film sürpriz yapmayı bırakıp kendini ele vermeye başlıyor. bir bakışın süresi, arkadan gelen ses, gereksiz sandığın sahne.
her ayrıntı yönetmenin şifreli mesajı değildir tabii. bazen perde gerçekten mavidir.
iyi bir sonun bütün düğümleri çözmesi gerektiğine inanmıyorum. bazen son cümle, kitabın kapağından daha zor kapanıyor.
“peki şimdi?” dedirten kitapla “nihayet bitti” dedirten kitabı aynı rafa koyuyoruz. rafın haberi yok.
kitap yüzünden kendimizi sınava sokmanın son aşaması. kırk sayfadır aynı paragrafı okuyorsan aranızda bir şey yürümüyor olabilir.
bir kitabın iyi olması, onunla bugün iyi anlaşacağın anlamına gelmiyor. ayraç da bazen ayrılık belgesi.